İşgal Karşısında İzmir Mekteb i Sultanisi

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı’daki azınlıkların planlarını açığa çıkarmak için geniş olanaklar sunmuş ve Yunanistan, Batı Anadolu’nun özellikle İzmir ve çevresindeki sayıca fazla Rum nüfusunu öne sürerek, bu bölgenin Yunanistan’a katılması için İtilaf Devletleri’ne başvurmuştu; İzmir ise coğrafi olarak önemli bir ticaret ve sanat merkezi olup, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ihracatın büyük bir kısmının bu şehirden yapılmasına katkı sağlıyordu, bu yönden önem taşıyan bir vilayetti. 

8 Kasım 1918 tarihli Anadolu Gazetesinde yayınlanan Vasıf Çınar Bey’in konuyla ilgili makalesinde, 

“Bir İngiliz Monitoru (Savaş Gemisi) geliyormuş. Bu haber karşısında şimdiye kadar bu memleketin şefkatli sinesi en asil nimetler, himayeler içinde yaşamış bir sürü vatandaş, ölçüsüz taşkınlığa kapılarak sevinç gösterisine lüzum görmüş” 

deniliyordu.

İzmir’de halk, Yunan işgali haberini aldıktan sonra endişe içinde birleşerek, çeşitli yerlerde toplanıp durumu araştırmak için harekete geçti. Askeri ve sivil Türkler haberin doğruluğunu öğrenmek amacıyla bir araya gelirken, güvenlik güçleri de dedikodu yayanları tutuklama yoluna gitmişti. Akşama yakın saatlerde Konak Meydanı, tedirginlikler içinde dolaşan ve bir çıkış yolu arayanlarla dolmuştu.

 

Kalabalığın artması üzerine İzmir Mekteb-i Sultanisi’nde öğretmen olarak görev yapan Mustafa Necati; halkın, İzmir’in işgal edilip edilmeyeceğini tartıştığı bir anda “Bu böyle olmaz! Haydi şu mektebe girip konuşalım. Sonra hükümete kat’i bir müracaatta (sert bir başvuruda) bulunalım” çağrısında bulundu. Bu teklif sonrasında “Sultani” binasına geçildi. Çoğu Müdafayı Hukuku Osmaniye Cemiyeti üyelerinden olan Türk yurtsever ve aydınlarından oluşan grup önce Kemeraltı girişindeki Askeri Kıraathane’de daha sonra “Sultani” binasında toplandılar. Batı Anadolu’nun işgali sırasında ilk direnişi başlatacak olan ve Kuva-i Milliye ateşini tutuşturan yurtseverler arasında  İzmir Mekteb-i Sultanisi’nden öğretmenler de bulunmaktaydı.

 Mustafa Necati’nin çağrısı üzerine Mekteb-i Sultanisi binasında başlayan toplantı kısa zamanda tüm İzmir’de duyuldu, toplantıya öğretmenler, Türk Ocağının mensupları, yedek subaylar, doktorlar, avukatlar, tüccarlar, gazeteciler, hatta limanda çalışan işçiler dahi katıldı. Bir öneri üzerine “Müdafa-i Vatan” komitesinin adı “İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi” olarak değiştirildi ve komite başkanlığına Moralızade Halil Bey getirildi. “İlhak-ı Red Heyet-i Milliyesi” işgale karşı barışçı yollarla direnme, hemen o gece bir protesto mitingi düzenleme gibi kararlar aldı.

Çalışmalarına Mekteb-i Sultani’den ayrılarak Kemaraltı’ndaki Türk Ocağı binasında devam ettiler ve burada “Maşallık Mitingi” için bir bildiri hazırlandı. Bildirinin başlığı “Ey Bedbaht Türk” olup, içerikte İzmir’in Yunanistan’a verilmesinin büyük bir haksızlık olduğu vurgulanıyor ve İzmir halkı, Bahri Baba Parkı’nda yer alan Musevi Maşatlığı’nda yapılacak olan protesto mitingine davet ediliyordu. Bu bildiri, Kurtuluş Savaşı’nın ilk direniş belgelerinden biri olarak kabul ediliyordu. Yedek subaylar ve Mekteb-i Sultani öğrencileri, bildiri metnini kısa süre içinde İzmir halkına ulaştırmak amacıyla, yarıçapı birkaç dakikada yürünebilecek bir mesafede olan çemberde halka dağıtım yapmaya başladılar.

15 Mayıs 1919 sabahı işgal birliklerini taşıyan gemiler Yeni kale açıklarında görünmeden az önce, Kordon boyu ve pasaport çevresi binlerce Rum ve Yunan uyruklu ile dolmuştu. Hepsinin ellerinde, yakalarında, ağaçlarda, havagazı direklerinde büyüklü küçüklü Yunan bayrakları bulunuyordu. Saat 7.30 sıralarında ilk birlikler karaya çıkarak punta (I. Kordon) ve pasaport karakollarını işgal ettiler. Saat 08.55’de Pasaport’a yanaşan Patris ve Antronitos gemilerinden çıkan Efzon Alayı Rumların coşkulu gösterileri arasında saat 11.00’de Konak’a ulaştı. Bu sırada Hukuk- u Beşer Gazetesi sahibi ve başyazarı Hasan Tahsin bu haksız işgali protesto etmek amacıyla, Efzon Alayı’na yol gösteren bayrak taşıyıcısını vurdu. Yunan kuvvetleri bu olay sonrasında çevreye ateş açmaya başladılar. Mekteb-i Sultani öğrencileri de Efzon askerlerinin zulmünden kendilerini kurtaramadı.

       İşgal günü İzmir Mekteb-i Sultanisi Yunan topçu askerleri tarafından işgal edildi ve Mekteb-i Sultani’ye diğer kamu binalarındaki gibi Yunan bayrağı çekildi. Onların bütün kabahati bir gün önce “Maşatlık Mitingi”ne çağrı bildirisini dağıtmış olmalarıydı.

1947-1967 yıllarında İzmir Atatürk Lisesi Müdürlüğü görevini yürüten ve işgal gününde İzmir Mekteb-i Sultanisi’nin bir öğrencisi olan Enver Demir, anılarında işgal anında Mekteb-i Sultani’de sınavların yapıldığını; ancak işgalle birlikte sınavların iptal edildiğini ve kendilerinin Alsancak’a bir gemiye götürüldüklerini belirtmektedir.

Bu tarihte Mekteb-i Sultani’de bulunan Hamit (Erdirik) Bey, Nurdoğan Taçalan’ın konuyla ilgili araştırmasına yansıyan anılarında o günü şöyle anlatmaktadır:

“Biz hepimiz ön cephe pencerelerinden uzaklaşıp, kurşun tutmayacak iç odalara çekildik. Aradan geçen zamanı tayin edemeyeceğim. Binanın demirden giriş kapısı yıkılırcasına dipçikleniyor, tekmeleniyor, açılması isteniyordu. İşte o an bir mucize imdadımıza yetişti. Sultani Mektebi’nin yatılı öğrencilerinin söküklerini dikmek, çamaşır ve elbiselerini ütülemek için bir Rum kızı vardı. Birden ileri atıldı ve Rumca bir şeyler söyleyerek cümle kapısına koştu. Biz odadan çıkmaya cesaret edemedik. Çünkü dışarıda kıyamet kopuyordu. Rum kızın içeri süngü takıp giren askerlerin komutan zabitle mücadele edercesine konuştuğunu orta kapı aralıklarından görüyordu. Bu sırada zabitin suratında sert çizgiler yerine yumuşak ve güleryüzlü çizgiler hâkim oldu. Ve kız bize doğru gelmeye başladı. İkinci müdür Kemal Bey ve din dersleri hocası Abdullah Efendi’nin bulunduğu öğretmenler odasına yöneldi, düşmanda hiç bir hareket görülmüyordu. Bir an hocalarımız Rum kızla beraber dışarı çıktılar ve zabite doğru yöneldiler. Bizler biraz cesaret alarak öne çıktık. Dış cümle kapısından meydana çıkarıldık. Camiinin önünden Birinci Kordon’a şevkettiler. Yerler Türk askerlerinin ve sivil halkın ölüleriyle doluydu. Etrafımızdan gelen yerli Rumların saldırılarına asker elinden geldiği kadar mani olmaya çalışır görünüyordu. Çünkü üzerimizdeki elbisenin yakalarında Mekteb-i Sultani işareti vardı. Daha sonra Patris Vapurunun içine atıldık.”

Yine o yıllarda Mekteb-i Sultani’de öğrenci olan Bornova Belediyesi eski başkanlarından Ethem (Pekin) Bey’in işgal sırasında yazdıkları şöyle dile getirilmektedir.

“Şimdiki Postane ‘nin yanına kadar geldik. Orada bir büyük bakkal dükkânı vardı. Bizi oraya soktular ve kapısına birkaç süngülü diktiler. Birkaç dakika sonra, Miralay Fethi Bey’i yanımıza getirdiler. Zavallı Fethi Bey’in yüzü kan içindeydi. Zito Venizelos demediği için süngü ve dipçik ile adamakıllı yaraladıklarını söyledi. O sırada iki İtalyan subayı geldi ve Fethi Bey’i hastaneye götürdüler. Zavallının ertesi gün öldüğünü işittim.”

16 Mayıs günü akşam gemilerde ve depolarda tutulan Mekteb-i Sultani öğrencileri, memurlar ve İzmirlilerin bir bölümü serbest bırakıldı. Alıkoyma süresi İzmir dergisinde üç gün olarak verilmektedir.

İşgal sonrasında Mekteb-i Sultani öğretmenlerinden Mustafa Necati ve Vasıf beyler İzmir’i terk ederek Kuzey Batı Anadolu’nun direniş merkezi Balıkesir’e geçtiler. Orada halkın işgale karşı örgütlenmesi için faaliyette bulundular. İşgal öncesi, direniş eylemlerini düzenleyen öncü kişiler arasında yer alan bu öğretmenler Balıkesir’de “İzmir’e Doğru” gazetesini yayınladılar. Mustafa Necati Bey gazetenin başyazarı idi. Halkı müttefiklere ve İstanbul Hükümeti’ne karşı yönlendirirken, aynı zamanda Kuva-yi Milliye örgütlerinin güçlenmesinde psikolojik, eğitim ve iletişim açısından önemli fonksiyonlar üstleniyordu.

İzmir Sultanisinde de 1919-1920 öğretim yılı işgalin getirdiği sıkıntılar içinde tamamladı. Türkçe bir incelemeye yansıyan, 1919 tarihli bir Yunan Salnamesi’nde ilgili öğretim yılında Sultani’de 18 öğretmen görev yapmış, 500 öğrenci öğrenim görmüştür.

Sevr Antlaşması sonrası Maarif Müdürü Mahmut Ziya Bey’e yapılan baskılar sonucu, Sultani İdadisi’nin kadrosunda değişiklikler yapıldı; öğretmenlerden bir bölümü görevden uzaklaştırıldı, bazıları da maaş kesintisine uğratıldı. İşgal kuvvetlerinin etkisiyle, Sultani Mektebi’ne Rumca dersi konmuş ve öğretmenliğine de Zaferin Efendi adında bir kişi atanmıştır. Söz konusu durum basma yansımış ve Mahmud Ziya Bey uygulamaları yüzünden eleştirilmiştir.

Comments are closed.

Close Search Window