İzmir Atatürk Lisesi'nin Kuruluşunda
Eğitim-Öğretim

 

Eğitim-Öğretim

a) Okutulan Dersler ve Öğretmenleri 

 

Mekteb-i İdadi kurulurken 1. 2. ve 3. sınıflar oluşturulabilmişti. Birinci sınıf öğrencilerinin sayısı fazla olduğundan iki şube açıldı. Mekteb-i İdadi’nin ilk yılında okutulan dersler ve öğretmen kadrosu şöyleydi:

Müdür: Abdurrahman Hilmi Efendi 

Birinci Sınıfın Ders ve Öğretmenleri 

Arapça: Mehmet Sait Efendi 

Farsça: Abdurrahman Efendi 

Osmanlıca: Nevzat Efendi 

Fransızca: Halid Bey 

Coğrafya: Mehmet Sait Efendi 

Matematik: Mahmut Esat Efendi 

Güzel Yazı: Şerif Efendi 

Resim: Konçiyan Efendi 

Birinci Sınıfın İkinci Şubesi Ders ve Öğretmenleri 

Arapça: Hafız Sabri Efendi 

Farsça: Hafız Sabri Efendi 

Osmanlıca: Hafız Sabri Efendi 

Fransızca: Saim Efendi 

Osmanlı Tarihi: Hafız Sabri Efendi 

Coğrafya: Hafız Sabri Efendi 

Matematik: Hafız Sabri Efendi 

Geometri: Hafız Sabri Efendi 

Güzel Yazı: Hafız Sabri Efendi 

Resim: Konçiyan Efendi 

İkinci Sınıf Ders ve Öğretmenleri 

Arapça: Mehmet Sait Efendi 

Farsça: Abdurrahman Efendi 

Osmanlıca: Nevzad Efendi 

Fransızca: Halid Bey 

Tarih: Abdurrahman Efendi 

Coğrafya: Mehmet Sait Efendi 

Matematik: Mehmet Sait Efendi 

Geometri: Mahmut Esat Efendi 

Bilim-Felsefe: Mahmut Esat Efendi 

Resim: Konçiyan Efendi 

Üçüncü Ders Öğretmenleri 

Arapça: Sait Efendi 

Farsça: Abdurrahman Efendi 

Osmanlıca: Nevzat Efendi  

Fransızca: Halid Bey 

Tarih: Abdurrahman Efendi 

Coğrafya: Mehmet Sait Efendi  

Matematik: Mehmet Sait Efendi 

Geometri: Mehmet Esat Efendi 

Dünya Tarihi: Mehmet Esat Efendi 

Bilim-Felsefe: Mehmet Esat Efendi 

Jeoloji: Mehmet Esat Efendi  

Resim: Konçiyan Efendi




İzmir Mekteb-i İdadisi ülke çapında kurulan diğer idadiler gibi eğitime katkı vergisinin toplanmasıyla kurulmuş bir okuldu. Bu vergiyi verenler daha çok köylerde yaşayan çiftçi kesimdi. İzmir Mekteb-i İdadisi Nevzad Bey’in köylülerin eğitim konusunda ellerinden geleni yaptıkları halde şehirde yaşayan ve ticaretle uğraşan kesimin bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmediğini belirten bir yazısının gazetelerde yer alması Nevzad Bey’le, okul müdürü Abdurrahman Efendi arasında bir tartışmaya yol açtı. Nevzat Bey, yazıda azınlık ve yabancılara ait okullardaki gibi İzmir Mekteb-i İdadisi içinde ekonomik şartları uygun olan kişilerin birleşip Îane Cemiyeti adıyla bir kurum oluşturmalarını öneriyordu. Abdurrahman Bey ise İzmir’in eğitim konusunda diğer vilayetlerden ileri olmasının en önemli nedeni olarak İzmirli zenginlerin yardımlarını gösteriyordu. İzmir Mekteb-i İdadisinin ilk müdürü Abdurrahman Bey’i okulda Fransızca öğretmenliği görevini yürüten Halit Ziya Uşaklıgil, Kırk Yıl adlı eserinde Abdurrahman Bey‘i şöyle tanıtmaktadır: 

 

“Bu adam okulu yaptırmaktan başlayarak öğretim kolunu oluşturmuş, adım adım önünde aşılacak noktaları, her türlü zorlukları ve zahmetleri sabırla, direnişle, birer birer yene yene aşmış; sonunda okulu beş yıllıktan yedi yıllığa, salt gündüzlülükten yatılılığa çıkarmıştı. Karşısında bütün eski düzene taraflı olanlarla, hemen bütün kentin kamuoyunu arkalarına takan eski hocalar türlü engellemeler ortaya çıkarırlarken, o bir an bile yılgınlık göstermemiş ve okulu benzerleri arasında zamanının en Yükseköğretim Kurulu düzeyine yükseltmiştir. “

 

Halit Ziya, okuldaki öğretmen-öğrenci ilişkilerini de şöyle dile getirmektedir: 

 

“Öğrenciler, hocaları ile hem düşünce hem duyguca birbirlerine yakındı. Hocalar, öğrencilere karşı birer ağabey gibi bağlıydı. Birçok yıllar geçtikten sonra öğrencilerimizden kimi İttihat ve Terakki hükümetinin bakanı ve Meclis Başkanı -Halil Bey-, kimini Cumhuriyet döneminin Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı -Rıza Bey- olarak gördük “

 

Okulun 1891 yılı eğitim-öğretim kadrosu şöyleydi:

 

Mekteb-i İdadi’nin ilk Müdürü olan Abdurrahman Efendi, İzmir’in eğitimiyle ilgili olumlu çalışmaları sonrasında görev rütbesi yükseltilerek ile ödüllendirilmiştir. 1892 yılında ise Mekteb-i İdadi Müdürü Abdurrahman Efendi Haleb Mekteb-i İdadi Müdürlüğüne nakledildi. İzmir Mekteb-i İdadi Müdürlüğüne de Abdi Efendi getirildi. Abdurrahman Efendi 1894’de İzmir Belediye Başkan Yardımcısı, 1898’de Sanayi Mektebi Müdürlüğü’ne atanmıştır. 1892 yılı aynı zamanda ileride Eğitim Bakanlığı görevine getirilecek olan Emrullah Efendi’nin İzmir Eğitim Müdürü olduğu tarihtir. Emrullah Efendi’nin isteğiyle Mekteb-i İdadi’de müdür olan Abdi Bey’in öğretmenlere baskı yapmış olması dolayısıyla Mekteb-i İdadi’de Abdurrahman Efendi zamanında sağlanan birlik ve beraberlik zedelenmiştir. Okuldaki huzursuzluk Abdi Bey’in istifasıyla sonuçlanmıştır. 1892 yılı Kasım ayında Adana Mekteb-i İdadisi’ne tayin edilen Abdi Bey’in yerine, Karasi idadi mektebi İsmail Naili Bey getirildi. İsmail Naili Bey’in müdürlüğü döneminde eğitim-öğretim kadrosu şöyleydi: 

 

İkinci Müdür- Mehmet Tevfık;

Doktor – Mustafa Enver;

Müdür Yardımcıları – Abdullah Neşet, Mehmet Şevket, Hüseyin Rasih, Mehmet Hamdi;

Yazı İşleri ve Muhasebe Katibi – Yozgadizade Mehmet Tevfık;

Din Dersi Öğretmeni – Mustafa Enver;

Din Bilgisi ve İslam Hukuku Öğretmeni – Mansurizade Sait;

Kompozisyon ve Yazı Dersleri Öğretmeni – Tahir Kenan;

Tarih ve Kanun Dersleri Öğretmeni – İsmail Naili;

Fransızca ve Geometri Öğretmeni – Mehmet Tevfık;

Astronomi, Trigonometri ve Defter Tutma Öğretmeni – Mehmet Şevket;

Fizik ve Fen Bilgisi Öğretmeni – Hüseyin Rasih;

Coğrafya Öğretmeni – Mehmet Hamdi;

Kimya Öğretmeni – Tabib Ethem;

Şekil Çizimi/Geometrik Çizim Öğretmeni – Ahmed Hilmi;

Rumca Öğretmeni  – Mehmed Zihni;

Arapça Öğretmeni – Mehmed Sabri;

Güzel Yazı Öğretmeni – Hacı Şakir;

Resim Öğretmeni – Nikola Efendi ve Beyler.

 

1894 yılında İzmir Mekteb-i İdadisi’nde bir de Satın Alma Komisyonu kurulmuştur. İsmail Naili Bey’den sonra okul müdürlüğüne getirilen Veysi Efendi’nin döneminde açılan satın alma komisyonunda şu kişiler bulunmaktaydı:

 

Komisyon Başkanı: Veysi Efendi 

Üye: Belediye Meclisi üyesi Hacı Mehmed Bey 

Üye: Maarif Muhasebe Memuru Mehmed Emin Bey 

Üye: Maarif Meclisi üyesi Hacı Hafız Mehmet 

Üye: Mekteb-i İdadi Müdür Yardımcısı Mehmet Şevket 

 

1892 yılında İzmir Mekteb-i İdadi müdürü iken Adana Mekteb-i İdadi Müdürlüğü’ne nakledilen Abdi Namık Efendi 1898’de yeniden İzmir Mekteb-i İdadi Müdürlüğüne getirildi. 1898 yılında okul yönetimi şu isimlerden oluşuyordu: 

 

Müdür: Abni Namık Efendi 

Doktor: Mustafa Enver Bey 

İkinci Müdür: Mehmet Şevket Efendi  

Birinci Muavin: Mehmed Hamdi Efendi 

İkinci Muavin: Îlya Jancdis Efendi  

Üçüncü Muavin: Mehmet Rauf Efendi 

Ticaret ve Muhasebe Kâtibi: Süleyman Hatim Efendi 

 

Abdi Namık Bey’den sonra İkinci Meşrutiyet’in ilanına kadar sırasıyla Ahmed Müfıd Bey, Hasan Tahsin Efendi, Mehmed Tevfık Bey ve Yusuf Rıza Efendi (vekaleten) müdür olarak görev yapmışlardır. 1904 yılında okul sekiz sınıftan oluşuyordu.



Memuriyetler

1897

1902

1908

Müdür

Abdi Namık

Abdi Namık

Münhal

Doktor

Mustafa Enver Bey 

Mustafa Enver Bey

Mustafa Enver Bey

İkinci Müdür

Mehmet Şevket Efendi

Mehmet Şevket Efendi

Yunus Rıza Efendi

Birinci Müdür Yardımcısı

   

İkinci Müdür Yardımcısı

   

Üçüncü Müdür Yardımcısı

   

Yazı İşleri ve Muhasebe Katibi

   

 

1897-1908 yılları arasında okulun öğrenci ve mezun sayısı şöyleydi:  

Seneler                                             Öğrenci Sayısı                                             Mezun Sayısı       

1897-1898                                                  280                                                                17

1898-1899                                                  302                                                                22

1899-1900                                                  430                                                                33

1900-1901                                                  422                                                                35

1901-1902                                                  400                                                                38

1902-1903                                                  387                                                                41

1903-1904                                                  351                                                                39

1904-1905                                                  375                                                                36

1905-1906                                                  404                                                                24

1906-1907                                                  450                                                                85

1907-1908                                                  463                                                                52

 

b) Ziraat, Ticaret, Rumca ve İngilizcenin Öğretim Programına Alınması Çalışmaları 

Anadolu’nun diğer bölgelerine göre daha gelişmiş bir konumda bulunan Batı Anadolu, imparatorluğun diğer kentleri ve dış dünya ile olan ilişkilerini fırtınalara 

kapalı bir limana sahip olan İzmir aracılığıyla yürütüyordu. 19. yüzyılda İzmir ve çevresi Osmanlı 

Devleti içerisinde bir ticaret merkezi olduğu gibi, aynı zamanda tarımsal faaliyetlerde diğer bölgelerden daha gelişmişti. 19. yüzyılın sonlarına doğru ise İstanbul, Selanik, İzmir, Trabzon, Beyrut gibi önemli sahil kentleri ekmeklik unları için dahi ithalata bağımlı hale gelmişti. Bu sebepten dolayı ziraat, ticaret ve sanayiye ait yararlı bilgiler verilebilmesi için okullara etki edecek bir komisyon kuruldu. Bu gelişen hadiselerden sonra İzmir Mekteb-i İdadisinde de ziraat ve ticaret şubeleri için 7600 kuruş masraf ile okul bahçelerine iki dershane inşa edildi. Ocak 1902’de oluşturulan ticaret ve sanayi şubesi sonrasında emtiya-i ticariye, coğrafya-i sınai ve ticari, hüsn-ü hatt-ı fransavi, usul-ü muhasebe, sanayi makineleri gibi dersler programa dahil edilmiştir. İngiltere’nin Türkiye üzerindeki ekonomik ve politik etkisinin artmasına paralel olarak Fransa’nın Türkiye’nin dış ilişkilerindeki rolü giderek azaldı. Bu gerekçeyle İngilizce’de “Deniz Dili” derslerine yoğunluk verildi. Avrupa sermayesinin Batı Anadolu’ya akışında önemli rol oynayan Rumlar, diğer emperyalist devletler gibi İngilizlerin de Türklerle gerçekleştirdikleri ticari ilişkilerde aracı olarak göze çarpıyordu ve ders programına Rumca’nın eklenmesi gündeme getirildi. Ancak Maarif Müdürlüğü’nden gelen emirde bu dersler için görevlendirilecek öğretmenlerin maaşının öğrenci velileri tarafından karşılanacağı belirtiliyordu. Bu olaya karşı oluşan tepki Hizmet Gazetesi’nde dile getirildi. Henüz bu olay çözülmemişken, İngilizce ve Rumcanın programa girmesinin gereksiz olduğu ve zamanın yetersizliği sebebiyle diğer dersleri engelleyebileceği görüşü tartışılmaya başlandı. Bu görüşe karşıt olarak, derslerin daha geç bitmesiyle kazanılabileceği savunuldu. Bu tartışmalardan 4 yıl sonra Rumca Mekteb-i İdadi’nin öğretim programına alınması yoluna gidildi. Bu haber Hizmet gazetesi kısaltılmasının 10 Mart 1891 tarihli sayısında şöyle duyuruluyordu: 

 

“İzmir’de Rum lisanını ne kadar lüzumi olduğu tarifsizdir. İzmir’in muamelat-ı ticariyesi hemen ekseriyet üzere lisan-ı rumi üzere cereyan etmekte olması ve bilhassa Avrupa’dan ilticare İzmir’e gelen ecnebiler rumca tahsil etmeksizin gelmemekte bulunması ve bu lisanın memleketimizde ne kadar lüzumi olduğunu ispat eder. En birinci lisanlardan olduğu ecnebiler nezdinde de tasdik olmuş bulunan lisan-ı Osmani memleketimizde bulunan milel-i saide tarafından Kemal-i tehalükle tahsil edilmekte ise de milel-i sairenin bizim lisanımızı tahsil etmelerine intizaren memleketçe bu kadar lüzumi olan bir lisanı bırakmak caiz olamayacağı bedihidir. İşte bu nokta-i mühimme nazar-ı dikkate alındığı içindir ki İzmir Mekteb-i İdadisinde rumcanın tedrisi hakkında öteden beri müzakerat edilmekte bulunmuş ve maarif idaresi tarafından vuku bulan maruzatı tasviben cevab-ı celil vilayet penahıdan da maarif nezaret-i celilesine beyan-ı hakikat edilmiş idi. Aldığımız malumat-ı mevsukaya göre muharrerat-ı mezburda şura-yı devletçe yine taht-ı müzakereye alınarak İzmir’de rumcanın lüzum-ı tedrisi tasvib edilmiş ve bina-i aliye mekteb-i mezbura altı yüz kuruş maaşla bir muallim tayini münasib görülmüş olduğundan maarif-i umumiye nezareti tarafından vürud eden tahrir at da mezkur muallimlikle erbab-ı iktidar ve gayretten Kostaki Efendinin asaleten tayini bildirilmiştir.Mekteb-i mezburda rumcanın tedrisi hakkında vuku bulan cidden sezavarzükrandır. “

 

Türkçeleştirilmiş haliyle,



“İzmir’de Rumca dilinin ne kadar gerekli olduğu anlatılamaz derecede önemlidir. İzmir’in ticaret hayatı çoğunlukla Rumca dilinde sürdürülmektedir ve özellikle Avrupa’dan İzmir’e gelen yabancılar, Rumca öğrenmeden şehre gelmemektedirler. Bu durum, bu dilin ülkemizde ne kadar önemli olduğunu gösterir. Osmanlıca, yabancılar arasında en eski dillerden biri olarak kabul edilmiş ve ülkemizdeki halklar tarafından tam bir uyum içinde öğretilmektedir. Ancak diğer milletlerin bizim dilimizi öğrenmesi gerektiği göz önünde bulundurulduğunda, ülke çapında bu kadar önemli bir dilin bırakılması doğru olmayacaktır. İşte bu önemli nokta göz önünde bulundurularak, İzmir İdadisi Okulu’nda Rumca eğitimi verilmesi konusu uzun zamandır tartışılmakta ve eğitim yönetimi tarafından onaylanarak, vali beyanıyla Maarif Bakanlığı’na bildirilmiştir. Aldığımız güvenilir bilgilere göre, bu yazılar tekrar Devlet Şûrası’nda görüşülüp İzmir’de Rumca eğitiminin gerekli olduğu kabul edilmiştir. Bunun üzerine İzmir İdadisi Okulu’na, aylık altı yüz kuruş maaşla bir öğretmen atanması uygun görülmüştür ve Maarif-i Umumiye Bakanlığı tarafından, Kostaki Efendi’nin bu görev için asıl olarak atanacağı bildirilmiştir. Bu okuldaki Rumca eğitimiyle ilgili gelişmeler ciddiyetle dikkate alınmaktadır.”

 

c) İzmir Mekteb-i İdadisinin Yatılı Sisteme Geçişi 

İzmir Mekteb-i İdadisi 1886 yılında açıldığında yalnızca nehari (gündüzlü) olarak hizmet vermeye başlamıştı. İdadilerin ülke çapında yaygınlaşması, 1884 tarihli, bu konuyla ilgili çıkan vergiden sonra olmakla birlikte, İzmir çevresinde yaşayıp vergisi alındığı halde okuldan yararlanamayan çocukların varlığı hoşnutsuzluk yaratmaktaydı. Mektebin yatılı hale getirilmesi amacıyla Menemen, Bergama, Çeşme, Urla, Tire ve Ödemiş halkı 17 Aralık 1887 tarihli aşağıdaki ortak dilekçeyle bu arzularını İstanbul’a bildirdiler:  

“Huzur-u Aliyi Hazret-i Sadranamiye arz-ı hallerimizdir. 

Maruz-u kullarıdır ki 

Saye-i maarif veye-i hazret-i şehriyaride İzmir’de inşa olunmuş olan Mekteb-i İdadi nehari 

olmasıyla İzmir’in zenginlerine inhisar edilmiş gibi birhalde bulunacağından halbuki mektebin inşa ve idaresi mesarifı yani kaza ve nevahi ahalisinin mesaisi olan mahsulat-ı ariziyenin verilmesiyle temin edilib leyli olmaması hasebiyle bundan bilzarure kazaların ve ba husus fukara muhacirlerin istifade edememesi olacağından bahisle bundan evvel rikab-ı hümayuna bir arz-ı hali umumi takdim eylemiş idik. Mekteb-i mezburun leyliye tahvili hakkında henüz bir irade-i hazret-i şehriyari şeref sonuf etmemiştir. Malum ve ehemmiyetleri olduğu üzere Mekatib-i İdadinin varidat-ı umumiyesi ancak rençberan tarafından temin edilmekde iken geceleri İzmir’de çocuklarımıza yerlerimiz olmadığından müsait olmamasıyla senevi 30- 40 lira vermeğe hiçbirimizin iktidarı müsait değildir. İzmir’de ticaret mutlaka fransızca ve rumca bilmeğe matevakıftır. İzmirli zenginler idadide mükemmelce fünun-u lazime ve lisan-ı mukteziyeyi evladlarına güzelce talim ettirebileceklerdir. Evvelce ecnebi ve hristiyanlar leyli mekteblerine yalvarırcasına çocuklarımızı kabul ve mecanen üçer dörder sene fünunu lazimiyeyi talim ettirirler, hem bizim hem tüccarın işlerine yarar ve mahsulatımızı bile bile satar ve evlatlarımız dahi emval-i maariften istifade edebilirdi. Şimdi bu da mazurat-ı siyasiyeye ve akaid-i diniyeye mebni güya ba irade-i seniye-i hükümet tarafından men buyuruldu. Çocuklarımızı mekteb-i idadiyeye götürmüş isek müdür- ü mekteb leyli çocuk kabul edemeyeceğini kattiyen cevab verib, şehri çocuklarına güzelce fünun-u lazimiyeyi talime gayretine hasretti. Mekteb-i idadinin varidatı rençberanın kedd-i yeminiyle temin edilmekde iken bu mektebden çocuklarımızın istifade-i feyz edememesi bit tabi rehin-i cavaz olamaz. Bizim 

çocuklarımız cehalet içinde kalıb şekavet, serserilik bundan nez’et eden lasiyemma İzmir’de 

bulunan bu kadar muhacirin çocukları saika-i cehaletle fezehatı itikaba istidad peyda eylemektedir. Nezr-imaarif arzu edi.ibde alim-i züfunun etmek rençberanı, fukarayı, muhacirini, kazalıları cehalet içinde bırakmak bil icra bunları şehrileri zenginleri bilhassa ecnebi ve hristiyanları zekavetleri fazılları altında esir bırakır.Bu ise rıza-i merahim-i iltifayu hazret-i şehriyariye tevakuf etmez. Bu mektebden bir zavallıların da istifadeleri için mektebin zat-ı samilerinden eteklerinizi öperek istirham ederiz. Ol babda ve katıbe-i ahvalde emr-ü fermen hazret-i menlehül emrindir. 

Rebiül ahir 1305″ 

 

Türkçeleştirilmiş haliyle,

 

Huzur-u Aliyi Hazret-i Sadranamiye arz-ı hallerimizdir.

Maruz-u kullarıdır ki;

İzmir’de, şehriyarın himayesinde inşa edilen Mekteb-i İdadi, İzmir’in zenginlerine hitap eden bir okul haline gelmiştir. Ancak, okulun inşa ve idaresi için gereken masraflar, sadece şehir ve kasaba halkının katkılarıyla karşılanmakta olup, okulun gece eğitimi verilmediği için bu durumdan özellikle kazaların ve özellikle de fakir muhacirlerin faydalanamaması söz konusu olmuştur. Daha önce, bu konuda Hümayun’a bir başvuru yapmıştık. Mektebin gece eğitimi hakkında henüz hükümetten bir onay gelmemiştir.

Mekteb-i İdadilerin gelirleri, yalnızca köylüler tarafından temin edilebilmektedir. İzmir’de gece eğitimi için çocuklarımıza yer bulunamamaktadır ve yıllık 30-40 lira ödeme yapmak için hiçbirimizin gücü yetmemektedir. İzmir’de ticaretin Fransızca ve Rumca bilmeye dayalı olduğu bilinmektedir. İzmirli zenginler, okulda çocuklarına gerekli bilimleri ve gerekli dilleri öğretebileceklerdir. Daha önce yabancı ve Hristiyanlar, gece okullarına çocuklarını kabul ettirmek için yalvarmış, üçer dörter yıl boyunca gerekli bilimleri öğretmişlerdir. Bu durum, hem bizim hem de tüccarların işine yaramış, mallarımızı bilerek satabilmiş ve çocuklarımız da eğitimi alabilmiştir. Ancak şimdi, siyasi ve dini nedenlerle, hükümetin iradesiyle bu uygulama engellenmiştir.

Çocuklarımızı Mekteb-i İdadi’ye göndermeye çalıştığımızda, okul müdürü kesin bir şekilde gece eğitimi kabul etmeyeceklerini belirtmiştir ve okul, yalnızca şehri çocuklarına gerekli bilimleri öğretmeye odaklanmıştır. Mektebin gelirleri, köylülerin katkılarıyla sağlanırken, bizim çocuklarımızın bu okuldan faydalanamaması büyük bir haksızlık teşkil etmektedir. Çocuklarımız cehalet içinde kalacak, şekavete, serseriliğe sürüklenecektir. İzmir’de bulunan muhacir çocukları ise, cehalet nedeniyle kötü yollara düşme riski taşımaktadır.

Eğitim için gerekli adımların atılmasını ve köylüleri, fakirleri, muhacirleri cehaletten kurtarmayı arzu etmekteyiz. Eğer bu yapılmazsa, şehirdeki zenginler, özellikle yabancı ve Hristiyanlar, yetenekli ve bilgili çocuklarını eğitecek, bizim çocuklarımız ise geri kalacaktır. Bu durum, Hazret-i Şehriyar’ın merhametini ve iltifatını hak etmemektedir.

Bu okuldan, en azından fakirler ve yoksulların da yararlanabilmesi için okulun yöneticilerinden ricada bulunuyoruz. Eteklerinizi öperek bu durumu yüksek müsaadelerinize arz ederiz.

Rebiül Ahir 1305

 

Bu dilekçe üzerine okulun yatılıya çevrilmesi için çalışmalar yürütülmüştür. 27 Temmuz 1888’de konuyla ilgili irade-i seniye (padişah sözü) çıkarılmıştır. Gerekli eşya, memur vs. ihtiyaçların karşılanmasını sağlayacak bir komisyon kuruldu. . Okul Müdürü Abdurrahman Efendi ve Sahlebcizade Hacı Ahmet Efendi’nin çalışmalarıyla 1889 yılı Ocak ayında İzmir Mekteb-i İdadisi 75 yatak kapasite ile yatılı olarak da hizmet vermeye başlamıştır.

Mektebin yatılı hale getirilmesi için altmış bir bin yüz yetmiş kuruş sarf edilmiştir. Bu arada bin kuruş olan müdür maaşı da binbeşyüz kuruşa çıkarılmıştır. Ancak bu miktar da yetersiz kalmış, Aydın Vilayeti Celilesi’nden de harcamalar gerçekleştirilmiştir. İzmir Mekteb-i İdadisinin hızla gelişmesi, Rum, Ermeni ve Musevilerin de okula rağbet etmeleri kısa sürede 75 yataklı kapasitenin yetersiz kalması sonucunu doğurdu. Özellikle Museviler İzmir Mekteb-i İdadisinin tercih etmekteydiler. Musevi öğrenciler her fırsatta Osmanlı Devleti’nin birkaç yüzyıl önce kendilerini kabul etmelerini unutamadıklarını dile getiriyorlardı. Osmanlı vatandaşlarının, Osmanlıcılık bakış açısıyla eğitilmeleri gerekmesinden hareketle 1890 yılında yatılı kapasite 150’ye çıkarıldı. 





Comments are closed.

Close Search Window